Doğu Karadeniz bölgesindeki mediastinal kitle olgularının değerlendirilmesi
Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Karadeniz Teknik Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp, Türkiye
Tez Danışmanı: Celal Tekinbaş
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Amaç: Mediastinal neoplazmlar cerrahi ya da cerrahi dışı tedavi gerektiren ve çok çeşitli hücre tiplerini barındıran nispeten nadir tümörlerdir. Mediastinal kitleler mediastenin anatomik konumu itibariyle direk radyolojik tetkiklerle fark edilmesi oldukça güç lezyonlardır. Bu patolojilerde birçok lezyonda erken tanı ve yeterli cerrahi tedavi ile kür sağlanabilmektedir. Bu çalışmada KTÜ Göğüs Cerrahisi kliniğinde mediastinal kitle tanılı olguların; yaşı, semptomları, radyolojik bulguları, uygulanan tanısal yöntemler ve cerrahi sonucundaki patolojik tanıları değerlendirilmiş ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nin coğrafi farklılıkları, iklim özellikleri ve beslenme alışkanlıkları nedeniyle mediastinal kitlelerde uluslararası ve ulusal literatürden farklı özellik ve oranda mediastinal lezyonların olup olmayacağı araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda cerrahi tedavi uyguladığımız mediastinal lezyonların sınıflamasını yaparak hem hekimler hem de hastalar açısından erken tanı ve tedavinin önemi açısından bir farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2013- Aralık 2018 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi kliniğinde tanı ve tedavi amacıyla opere edilen mediastinal kitlesi olan 118 hastanın yaşı, cinsiyeti, semptomları, komorbit faktörleri, radyolojik bulguları, preoperatif tanı aşamaları, yapılan cerrahi işlem, mortalite, komplikasyonlar, hastanede yatış süresi, histopatolojik tanı ve sağkalımları arşiv dosyaları taranarak retrospektif olarak analiz edildi. Histopatolojik tanıya göre mortalite, morbidite ve sağkalıma etkisi olabilecek faktörler değerlendirildi. Bulgular: En sık tanı 41 olguyla (%34,8) timik lezyonlardı. İkinci sıklıkta 21 olguyla (%18,3) benign kistik lezyonlar gözlendi. Bunu 18 olguyla (%15,6) lenfomalar izledi. Dördüncü sıklıkta 15 olguyla (%12,8) tiroid lezyonları gözlendi. Mediastinal kitleler kompartmanlara göre değerlendirildiğinde en sık (n=72, %61) anterior mediastende kitle saptandı. Olguların %30,5'i (n=36) orta, %8,5'i (n=10) arka mediasten yerleşimliydi. Olguların %59,3'ü benign, %40,7'si malign olarak analiz edildi. Malign kitlelerin %37,5'ini timoma, %37,5'ini lenfoma, %6,3'ünü germ hücreli tümörler, %6,3'ünü timik karsinom, %6,3'ünü tiroid papiller karsinom ve %2,1'ini malign mezenkimal tümörler oluşturuyordu. Benign lezyonlar içinde %29,9'la en sık benign kistik lezyonlar bulunurken, ikinci sıklıkta (n=12, %17,1) tiroid lezyonları bulundu. Malign lezyonların %83,3'ü anterior mediastende yer alırken arka mediastende malign lezyon tespit edilmedi. Orta mediastendeki olguların %77,8'i benigndi. Kitlenin bulunduğu kompartmanla malignite arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Cinsiyet malignite ilişkisine bakıldığında erkek cinsiyette malignite oranında kadın cinsiyete göre belirgin artış olduğu görüldü. Görüntüleme yöntemleri ve patolojik materyale göre hesaplanan ortalama tümör boyutu malign lezyonlarda 9,8 cm, benign lezyonlarda 6,6 cm olarak analiz edildi. Tümör boyutu arttıkça malignite ihitimalinin arttığı görüldü (p=0,002). Olguların 88'ine total eksizyon, 25'ine biyopsi, 5'ine parsiyel eksizyon (büyük damar veya miyokard invazyonu nedeniyle debulking cerrahi) yapıldı. Olguların ortalama yatış süresi 5,27 gün olarak bulundu. Minimal invaziv cerrahi yaklaşımın açık cerrahilere göre daha kısa postoperatif yatış sağladığı görüldü. İntraoperatif mortalite gözlenmedi. Bir olgu postoperatif 3. günde miyokard enfarktüsü nedeniyle kaybedildi. Olguların 27'sinde postoperatif, 1'inde intraoperatif komplikasyon gelişti. Komplikasyonun hastanede yatış süresini belirgin şekilde etkilediği görüldü (p=0,018). Olgular 0-80 ay arasında, ortalama 42,80 ± 22,47 ay takip edildi. Olgulardan on dördü (%11,86) bu takip süresi içerisinde hayatını kaybetti. Genel sağkalım ortalama 71,46 ± 2,1 ay olarak bulundu. 5 yıllık sağkalım %88,1 olarak analiz edildi. Malign mediastinal kitle olgularının ortalama sağkalımı 59,4 ay (güven aralığı 50,3-68,5 ay), 5 yıllık sağkalımı %70,8 olarak analiz edildi. Cinsiyet ve yaşam süreleri arasında kadın cinsiyet lehine anlamlı farklılık tespit edildi (p=0.02). Malign olgularda komplikasyon varlığı ile sağkalım üzerinde anlamlı farklılık tespit edilmedi fakat yaşın sağkalım üzerinde etkisi olduğu görüldü (p=0,00). Malign olgularda rezeksiyon şeklinin (biyopsi-eksizyon) sağkalımı anlamlı şekilde etkilemediği görülse de, total kitle eksizyonu yapılan malign olgularda ortalama sağkalım 67,5 ayken, parsiyel eksizyon yapılan veya biyopsi alınan olgularda ortalama sağkalım 51,1 ay olarak analiz edildi. Sonuç: Mediastinal kitleler nadir görülmelerine rağmen çalışmamızda 5 yılda 118 primer mediastinal kitle olgusu bulunması dikkat çekicidir. Bu durumun son zamanlardaki radyolojik gelişimler, tarama programları, donanımlı hastanelerin sayısındaki artışa paralel olarak daha fazla ve daha erken tanı koyulmasıyla alakalı olduğu açıktır. Tümör boyutunun fazla olması, erkek cinsiyet ve anterior mediastinal yerleşimde malignite ihtimali yüksektir. Zaman kaybı yaşamadan kesin tanı koyabilmek için ön mediastinal yerleşimli kitlelerde tanısal işlem olarak anterior mediastinotomi tercih edilmelidir. Malign mediastinal kitleler diğer mediastinal dokuları invaze etmiş olsalar bile sternotomi ile güvenle komplet rezeksiyon sağlanabilir. Videotorakoskopi ile hem rezektabl olmayan kitlelerden yeterli miktarda biyopsiler alınabilir, hem de benign lezyonların güvenli şekilde komplet eksizyonu sağlanabilir. Özellikle orta ve arka mediastendeki benign lezyonların rezeksiyonunda, daha az morbidite ve daha az hastanede kalış süresi sağladığı için videotorakoskopi en yararlı cerrahi yöntemdir. Tam rezeke edilen erken evre timomalarda prognoz oldukça iyidir. Sağkalımı arttırmak amacıyla tüm timoma olguları malign kabul edilmeli ve bu olgularda komplet rezeksiyonun sağlanabilmesi için agresif cerrahiden kaçınılmamalıdır. Serimizdeki mediastinal tiroid lezyonuna sahip olguların oranı literatüre göre oldukça yüksektir. Bu durumun guatrın bölgemizde endemik bir hastalık olmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Seçilmiş mediastinal guatr olgularının tedavisinde, asemptomatik olsalar dahi malignite ihtimaline karşılık mortalitesi az olan ve uygun görüş açısı sağlayarak kanama ihtimalini azaltan transtorasik yaklaşımdan kaçınılmamalıdır. Sonuç olarak mediastinal kitlelerin tanı ve tedavisi için düşük morbidite ve mortalite oranları da göz önünde bulundurularak zaman geçirilmeden cerrahiye başvurulmalıdır.