Osmanlı'dan Günümüze Alfabe Tartışmalarına Dair Güncel Bir Literatür Analizi


Creative Commons License

Coşar A. M.

İnalcık ve Oğuzoğlu Anısına Osmanlı Devleti'nin Kuruluşundan Cumhuriyet Türkiyesine Yalakova'dan Yalova'ya, Hacer Karabağ Arslan-,Yusuf Ziya Karaaslan, Editör, Ekin Yayınevi, Bursa, ss.238-283, 2024

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2024
  • Yayınevi: Ekin Yayınevi
  • Basıldığı Şehir: Bursa
  • Sayfa Sayıları: ss.238-283
  • Editörler: Hacer Karabağ Arslan-,Yusuf Ziya Karaaslan, Editör
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Karadeniz Teknik Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Dil, nesiller arasında en önemli kültürel aktarım aracı olarak toplumların varlık sebeplerinden biri olmuştur. Dil, dünyayı algılama ve düşünceleri şekillendirmenin kaynağıdır. Bu yönüyle aynı zamanda gerçekliği de şekillendirir. Bu gerçeklik, toplumsal bir algı oluşturur ve toplumun bütün bireylerine aktarılır.
Dilin ve dille beslenen, toplumun bütün yapıp etmelerinin özü olan kültürün aktarımında sözden sonra ve sözle beraber yazı, başat rol üstlenmiştir. Düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi demek olan yazma işi, bugünkü çok anlamlılığına evrilinceye kadar kendi tarihinin kaydını belirsizlikten kurtaramasa da tarihî bilginin kaynağı olmayı başarmıştır.
Yazı yolculuğunda Türkçe, bilinen yazılı eserleri itibarı ile çok alfabeli bir dildir. En etkin biçimde Köktürk, Uygur, Arap, Latin ve Kiril alfabeleri ile yazılan Türkçenin sesleri, 1000 yıl kadar Arap alfabesi esasında görünür olmuştur. Türkçenin yazımı konusu, Kâtip Çelebi’nin 17. yüzyıldaki eleştirisi bir yana bırakılırsa denilebilir ki 19. yüzyılda Arap alfabesi esasında tartışmaların odağındadır. 1928 Harf İnkılabı, etkin bir müdahale olmasına rağmen tartışmaları sonlandıramamış görünmektedir.
Nitekim, bu konu Osmanlı Türkçesinin yazımı meselesinden miras, hâlâ gündemi belirlemektedir. 19. yüzyılda derinleşen alfabe tartışmaları, Harf İnkılabı’ndan sonra da devam etmiş, tartışmalar İnkılab’ın eleştirisini de içerecek şekilde genişlemiştir. Arap alfabesi baştan beri eleştirilerin odak noktası olmuş, Latin alfabesi ise çözüm önerisi olarak aynı kaderi paylaşmıştır.
Doküman analizine dayalı bu bildiride www.tez.yok.gov.tr adresinden tezler, süreli yayınlardan makaleler ve kitaplar taranarak Osmanlı’dan günümüze Türkçede alfabe meselesi, Arap alfabesi-Latin alfabesi ikileminin literatürdeki izleri üzerinden değerlendirilerek yüz yılı aşan tartışmalarda alınan yol ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Tartışmaların izlediği yol ve yoğunlaştığı noktaların ortaya konulması ile sürecin değerlendirilmesine bir kez daha dikkat çekilmesi hedeflenmektedir.

Language is one of the reasons for the existence of societies, as it is the most important means of communication and cultural transfer between generations. Language is the source for the perception of the world and the shaping of thoughts. Language also shapes reality. This reality creates a social perception and is transferred to all members of society.
After and alongside the word, writing has assumed a dominant role in the transmission of language and culture, which is the essence of all social activities and is nourished by language. Although the act of writing, which means the identification of thought with certain signs, could not save the record of its own history from oblivion until it developed into its present polysemy, it has succeeded in becoming the source of historical knowledge. On its written path, Turkish is a language with several alphabets in terms of its known written works. The sounds of Turkish, which are most effectively written in Koektuek,
Uyghur, Arabic, Latin and Cyrillic, have been visible for about 900 years based on the Arabic alphabet. Apart from the criticism of Kâtip Çelebi in the 17th century, it can be said that the issue of the spelling of Turkish was at the center of discussions based on the Arabic alphabet in the 19th century. Although the Alphabetic Revolution of 1928 was an effective intervention, it obviously could not put an end to the debates. In fact, this issue, inherited from the question of the spelling of Ottoman Turkish, still dominates the agenda.
The discussions about the alphabet, which deepened in the 19th century, continued after the Alphabetical Revolution, and the discussions expanded to include criticism of the revolution. Criticism of the Arabic alphabet was also a subject of criticism in its own right.
In this paper, which is based on document analysis, the writing of Turkish from the Ottoman Empire to the present is evaluated by tracing the dilemma of the Arabic and Latin alphabets in literature, and an attempt is made to show the path taken in the discussions over 100 years. The aim is to contribute to the evaluation of the process in
terms of resolution and non-resolution by showing the path that the discussions have taken and the points of concentration.