I. Uluslararası Ankara Bilimsel İncelemeler ve Araştırmalar Kongresi, Ankara, Türkiye, 20 - 22 Şubat 2026, cilt.1, sa.1, ss.643-660, (Tam Metin Bildiri)
Trabzon’da yer
alan ve 20. yüzyıl başlarında inşa edilen iki katlı tuğla kâgir bir yapıda
gözlenen nem kaynaklı bozulmaların yerinde tespiti, cephe ölçeğinde mekânsal
dağılımının nicel olarak ortaya konması ve hasarların kullanım/ bakım eksikliği
bağlamında yorumlanması bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışma
kapsamında yapının tüm cepheleri yatayda yaklaşık 1 m aralıklarla ölçüm
noktalarına ayrılmış; her noktada zeminden 0.50 m ve 1.00 m kotlarında
taşınabilir nem ölçüm cihazı ile sistematik ölçümler alınmıştır. Ölçümler
eşzamanlı görsel inceleme ile desteklenmiş; tuğla yüzeylerde ve derzlerde tuz
kusması, harç erozyonu, yüzey tozuması, sıva kabarması–dökülmesi ve biyolojik
oluşumlar gibi nemle ilişkili bozulmalar kayıt altına alınmıştır. Elde edilen
veriler, cephe bazında nem dağılımının haritalanması ve iki kot arasındaki
değişimin karşılaştırılması yoluyla değerlendirilmiştir. Bulgular, taban
kotlarında belirgin ve süreklilik gösteren bir nem yükselmesine işaret eden
düzenli bir düşey gradyanın bulunmaması nedeniyle, yapıda kapiler yükselme
kaynaklı bir nem probleminin baskın mekanizma olmadığını göstermektedir. Buna
karşılık, nemin belirli cephe bölgelerinde yerel olarak yoğunlaşması ve
bozulmaların özellikle saçak/çatı hattı, kütle–ek yapı birleşimleri ve suyun
toplanma/taşma olasılığı bulunan detaylarda kümelenmesi, nemin esasen üst
kotlardan su alma ve yağmur suyu sızması ile ilişkili olduğunu
düşündürmektedir. Bu durumun, yapının terk edilmiş olması ile bağlantılı olarak
bakım-onarım sürekliliğinin kesilmesi, çatı örtüsü ve derz/ek yerlerindeki
zayıflıkların ilerlemesi ve su tahliye elemanlarının işlev kaybı gibi etmenler
tarafından hızlandırıldığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak çalışma, terk
edilmiş yapıların nem kaynaklı bozulmalarında “kapiler yükselme” yerine
“bakımsızlığa bağlı üst kot sızmaları ve detay zafiyetleri”nin belirleyici
olabileceğini vurgulayarak, müdahale önceliklerinin çatı-su yalıtımı, birleşim
detaylarının iyileştirilmesi ve düzenli bakım stratejileri üzerinden kurgulanmasına
yönelik veri temelli bir çerçeve sunmaktadır.
The main aim of this study is to identify on
site the moisture-induced deterioration observed in a two-storey brick masonry
building in Trabzon, constructed in the early twentieth century, to quantify
the spatial distribution of moisture at the façade scale, and to interpret the
observed damage in relation to lack of use and maintenance. Within the scope of
the study, all façades were divided into measurement points at approximately 1
m intervals; at each point, systematic measurements were taken at heights of
0.50 m and 1.00 m above ground level using a portable moisture meter. The
measurements were supported by simultaneous visual survey, and moisture-related
deterioration patterns were documented, including salt efflorescence, mortar
erosion, surface powdering, plaster blistering/spalling, and biological growth
on brick surfaces and joints. The collected data were evaluated by mapping
façade-based moisture distributions and comparing the variations between the
two measurement heights. The findings indicate that a regular vertical gradient
suggesting a distinct and continuous rise of moisture at the lower levels was
not observed; therefore, capillary rise does not appear to be the dominant
moisture mechanism in this building. In contrast, the localized concentration
of moisture in specific façade zones and the clustering of deterioration
particularly along the eaves/roof line, at main-mass–annex junctions, and at
details where water accumulation or overflow is likely suggest that the primary
moisture source is related to water ingress from upper levels and rainwater
penetration. This condition is considered to have been exacerbated by the
building’s abandonment, which has interrupted maintenance and repair
continuity, intensified weaknesses in the roof covering and joint/interface
zones, and led to loss of functionality in rainwater drainage elements.
Overall, the study emphasizes that, for abandoned buildings, “upper-level
leakage and detail-related vulnerabilities due to lack of maintenance” may be
more decisive than “capillary rise” in moisture-induced deterioration, and it
provides a data-driven basis for prioritizing interventions focused on roof and
waterproofing measures, improvement of junction details, and the establishment
of regular maintenance strategies.