METU JOURNAL OF THE FACULTY OF ARCHITECTURE = ODTÜ MIMARLIK FAKÜLTESI DERGIS, cilt.42, sa.2, ss.51-69, 2025 (AHCI, Scopus)
Evrim teorisinin ortaya çıkışından önce, doğa felsefesi ile mimarlık arasındaki ilişki durağan bir dünya görüşüne dayanıyordu. Evrim teorisinin gelişimi, doğayı değişim, çeşitlenme ve sürekli dönüşüm üzerinden tanımlayan dinamik bir anlayışla bu bakış açısını kökten dönüştürdü. Bu makale, evrim teorisinin mimari tasarım düşüncesini nasıl etkilediğini, 1990’lı yılların başında John Frazer ve Eugene Tsui tarafından geliştirilen iki farklı ve öncü yaklaşımı inceleyerek ele almaktadır. Çalışma, evrimsel mimarlıkta iki temel yönelimi tanımlamaktadır. İlki, evrimi bir süreç olarak ele alır; mutasyon, varyasyon ve seçilim gibi mekanizmaları temel alarak bu süreçleri hesaplamalı simülasyonlar aracılığıyla mimari form üretiminde kullanır. İkincisi ise evrimi bir sonuç olarak görür; doğal seçilim yoluyla ortaya çıkan biyolojik organizmaların biçimsel, yapısal ve maddi zekasından yararlanarak tasarım stratejileri geliştirir. Frazer ve Tsui bu yaklaşımların temsilcileridir. Frazer, evrimsel dinamikleri simüle ederek parçadan bütüne mimari form üretimini modellendirmiş; Tsui ise doğal evrim sonucu ortaya çıkan biyolojik biçimleri analiz ederek mimari tasarıma aktarmaya çalışmıştır.
Her iki yaklaşım da biyoloji, genetik ve hesaplamalı kuramlardan beslenmektedir; ancak uygulamada farklı tasarım metodolojileri önermektedir. Frazer’ın modeli, hesaplama yoluyla çeşitlenen mimari formlar üretme potansiyelini gösterse de dijital ortamların biyolojik evrimin fiziksel, maddi ve ekolojik karmaşıklığını yeterince yansıtamaması nedeniyle sınırlıdır. Tsui’nin yaklaşımı ise biyolojiden ilham alarak adaptasyon, yapısal performans ve çevresel duyarlılığı ön plana çıkarır, ancak biyolojik özelliklerin mimarlığa doğrudan aktarımında zorluklarla karşılaşır. Binalar, biyolojik organizmaların aksine, kullanıcı ihtiyaçları, inşa yöntemleri, yönetmelikler ve kültürel bağlam gibi birçok etmene yanıt vermek zorundadır. Her iki model de evrim kuramının tasarıma uygulanmasındaki hem yaratıcı olanakları hem de pratik sınırlamaları ortaya koymaktadır. Mimarlık, ekolojik, teknolojik ve malzeme karmaşıklıklarıyla yüzleşmeye devam ederken, Frazer ve Tsui’nin karşıt gibi görünen yaklaşımları, evrimin tasarımda yalnızca teknik yenilikle değil, aynı zamanda doğal sistemlerin dikkatle yorumlanması ile anlam kazanabileceğini ortaya koymaktadır.