SELÇUK KAMUCAN ROMANINDA CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ


Creative Commons License

ÖZGÜRBÜZ M. E.

KARADENİZ İNCELEMELERİ DERGİSİ, cilt.14, ss.509-524, 2020 (Hakemli Üniversite Dergisi)

  • Cilt numarası: 14 Konu: 28
  • Basım Tarihi: 2020
  • Dergi Adı: KARADENİZ İNCELEMELERİ DERGİSİ
  • Sayfa Sayıları: ss.509-524

Özet

Milletleşen Adam serisinin ilk kitabı olan Selçuk Kamucan’da Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Türk milletinin düşmanlarına karşı verdiği Kurtuluş Savaşı anlatılmaktadır. İdeoloji ve sıcak savaş şeklinde iki ayrı kulvardan akan hikâyede “kurtuluş döneminin ideoloğu” Selçuk Kamucan ile “cesur savaşçı” Seymen Bayraktar karakterleri öne çıkmak-tadır. Diğer karakterler bu iki karakter merkezinde şekillenerek anlatının iyi-kötü kriterlerine göre sınıflandırılmaktadır. Eserde iyi kötü kurgulanması fark etmeksizin daima ikincil planda kalan kadın karakterler ise erkeğin kabul edilen alana olan konumları itibariyle feminist kuram çerçevesinde değerlendirilmektedir. Her halükarda erkeğin sahip olduğu bir nesne muamelesi gören kadın; özellikle fedakâr anne ve cefakâr eş pozisyonunda, etkinlik alanı “erkeğin yardımcısı” statüsünü kuvvetlendirecek işlerle kısıtlan-dığında olumlu kabul edilmektedir. Erkek karakterin sınanmasını sağlayan ve kendilerine çizilen sınırları aşan işlerle uğraşan kadın karakterler ise tehlikeli addedilmektedir. Ulusun tek kurtarıcısının erkek olduğuna dair inanç, söz konusu kadınların ulusun bütünlüğü ve geleceği için de büyük tehlike barındırdığının altını çizmektedir. Diğer bir deyişle iyi-kötü, dost-düşman, cesur-korkak şeklinde ilerleyen anlatıda erkek ve kadın karşı karşıya getirilip aşkınlık bakımından kıyaslanan iki unsur şeklinde okura sunulmakta ve erkek, daima birincil kabul edilen niteliklerle kurgulanmaktadır.

The novel Selçuk Kamucan, the first book of the trilogy Milletleşen Adam, represents the War of Independence of the Turkish nation having been defeated in the First World War. The story revolves around two characters Selçuk Kamucan, “the liberal ideologist”, and Seymen Bayraktar, “the brave warrior”, and flows through two different tracks from the perspectives of ideology and hot war. Kamucan and Bayraktar are the central characters and other characters are classified and judged as good or bad according to the norms of these characters. As regards the female characters, they are deliberately represented of secondary importance. The portrayal of these characters can be evaluated and analysed within the framework of feminist theory concerning their social roles in the lives of the central male characters. Women are represented as objects of the male characters, their desires, ideas and actions. They are only idealised as altruistic mother (angel in the house), and self-sacrificing devoted wife. The author underlines the belief that the only saviour of the nation is man, and the female characters violating these patterns are considered threatening the future integrity of the nation. In other words, the narrative progresses along with a number of binary oppositions such as good-bad, friend-enemy, brave-coward, man and woman. The reader is presented with two aspects that are criticised and compared in terms of transcendence, and the man is always idealised with the primary and superior qualities.