Ihlara Vadisi Giriş Bölgesinde Kaya Düşmesi Risk Analizi ve Turizm Amaçlı Güvenli Yürüyüş Güzergâhı Planlaması


Ersoy H., Karahan M., Sünnetci M. O., Fırat Ersoy A., Bilge E., Numanoğlu H. M., ...Daha Fazla

Uluslararası Katılımlı 78. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Ankara, Türkiye, 13 - 17 Nisan 2026, ss.412, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.412
  • Karadeniz Teknik Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışmada, Ihlara Vadisi (Aksaray) giriş kesiminde turizme ve ziyaretçi erişimine açılmamış alanlarda yer alan kaya şevlerinde kaya düşmesi potansiyeli mühendislik jeolojisi ve jeoteknik ilkeler çerçevesinde değerlendirilmiş, gerekli ıslah yöntemleri önerilerek turizm amaçlı güvenli yürüyüş güzergâhı belirlenmiştir. Çalışma bu yönüyle, turizm amaçlı yer seçim kararlarında yalnızca topografik ve estetik uygunluğun değil, kaya kütle davranışının ve dinamik risk bileşenlerinin birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. İgnimbirit ve düşük dayanımlı tüflerden oluşan kaya kütlelerinde süreksizlik ölçümleri sonucunda elde edilen veriler kullanılarak yapılan analizlerde özellikle devrilme türü yenilme potansiyelinin mevcut olduğu, buna bağlı olarak bölgede kaya düşme riskinin de yüksek olduğu anlaşılmıştır. Bu amaçla kaya düşmesinden kaynaklanacak riskleri en düşük seviyede tutmak amacıyla elde edilecek verilerin toplanması amacıyla ilk aşamada yüksek çözünürlüklü arazi modellemesi için insansız hava aracı tabanlı LiDAR ve fotogrametrik ölçümler kullanılarak ortofoto, nokta bulutu, Sayısal Arazi Modeli (SAM) ve Sayısal Yüzey Modeli (SYM) üretilmiştir. Bu veriler, üç boyutlu kaya düşme analizlerinde kaynak zonlarının tanımlanması ve blok hareket parametrelerinin hesaplanmasında temel girdi olarak kullanılmıştır. Üç boyutlu dinamik analiz sonuçlarına göre, blokların maksimum kinetik enerjileri farklı zonlarda 1100–4800 kJ aralığında değiştiği belirlenmiştir. Blok hızları 22–35 m/s, sıçrama yükseklikleri ise 6.5–10 m aralığında hesaplanmıştır. Bu değerler, özellikle bazı kesimlerde yürüyüş güzergâhının doğrudan şev eteklerinden geçirilmesinin kabul edilebilir risk seviyelerinin üzerinde olduğunu göstermektedir. Bu nedenle sadece şevden uzaklaştıkça enerji seviyelerinin çelik bariyerlerle tolere edilebilir değerlere (500–2000 kJ) düşeceği mesafelerin ziyaretçi erişimine açılması önerilmiştir. Buna ek olarak şevlerde yüzeysel blok hareketlerini kontrol altına almak amacıyla çelik ağ kaplama ve halka (spider) panel sistemleri önerilmiş; vadi tabanına ulaşan bloklar için ise test edilmiş, enerji sönümleme kapasitesi belgelenmiş kaya düşme bariyerlerinin kullanılması gerektiği vurgulanmıştır. Bazı kesimlerde yürüyüş güzergâhının vadi içine alınması ve karşı kıyıya yaya köprüleriyle aktarılması, riskin kaynağında azaltılması açısından tercih edilmiştir. Bu çalışma, özellikle kaya düşmesi ve heyelan riski taşıyan doğal miras alanlarında güvenli turizm altyapısının planlanmasında mühendislik jeolojisi yaklaşımlarının kritik önemini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda jeolojik temelli yer seçimi, yapısal önlemlere başvurulmadan önce değerlendirilmesi gereken en temel ve etkin risk azaltma aracı olarak ele alınmalıdır.

In this study, the potential for rockfall on rock slopes located in areas not designated for tourism or visitor access at the entrance section of the Ihlara Valley (Aksaray) was assessed within the framework of engineering geology and geotechnical principles. The necessary remediation methods were proposed, and a safe walking route for tourism purposes was determined. In this respect, the study demonstrated that tourism site selection decisions should consider not only topographical and aesthetic suitability but also rock mass behaviour and dynamic risk components. Analyses based on data obtained from discontinuity measurements in rock masses composed of ignimbrite and low-strength tuffs revealed the presence of rockfall potential and, consequently, a high level of rockfall risk in the area. For this purpose, in order to keep the risks arising from rockfall at the lowest possible level, high-resolution terrain modelling was carried out at the first stage using UAV-based LiDAR and photogrammetric measurements to collect the necessary data. Orthophotos, point clouds, Digital Terrain Models (DTM), and Digital Surface Models (DSM) were produced. These data were used as basic input in three-dimensional rockfall analyses to define source zones and calculate block movement parameters. According to the results of the three-dimensional dynamic analyses, the maximum kinetic energies of the blocks were determined to vary between 1100 and 4800 kJ in different zones. Block velocities were calculated to be between 22 and 35 m/s, while bounce heights ranged from 6.5 to 10 m. These values indicate that, particularly in some sections, routing the walking path directly along the foot of the slope exceeds acceptable risk levels. Therefore, it is recommended that only those sections where energy levels decrease to tolerable values (500–2000 kJ) with increasing distance from the slope be opened to visitor access. In addition, steel mesh and spider panel systems were recommended to control surface block movements on slopes; for blocks reaching the valley floor, it was emphasized that tested rockfall barriers with documented energy dissipation capacity should be used. In some sections, it was preferred to relocate the walking route into the valley and transfer it to the opposite bank via footbridges in order to reduce the risk at its source. This study highlights the critical importance of engineering geology approaches in the planning of safe tourism infrastructure, particularly in natural heritage areas exposed to rockfall and landslide hazards. In this context, geologically based site selection should be considered the primary and most effective risk-reduction measure prior to the implementation of structural mitigation measures.